Connect with us

Teknoloji

Yapay zeka için neye ihtiyaç var

Yayınlanma:

on

Herkese merhaba. Yapay zeka denilince çoğu insanın aklına beyin gelecektir ama aslında beyin bu sistemin en önemli bir parçası olsa da tek başına hiçbir işe yaramayan bir organdır. Hatta ve hatta bırakın dış dünyayı ile iletişim kurup anlamayı, vücudumuz içinde bile karanlığa gömülmüş bir organdır. Kendisi sinir sistemine bağlanmadığı takdirde faydasız bir organdır. Eğer bir gerçek yapay zeka (GYZ) geliştirmek isteniyorsa sinir sistemini taklit etmek ile başlanmalıdır.

Canlılarda bulunan başlıca sistemler hareket sistemi, sinir sistemi, endokrin sistemi, dolaşım sistemi, solunum sitemi, boşaltım sistemi ve ürogenital sistemdir. Bir yapay zeka (YZ) oluşturulacaksa bunların çoğuna ihtiyaç yoktur.

Bunlardan en önemlisi tahmin edeceğiniz üzere sinir sistemidir. Sinir sisteminde beyinin görevi duyu ve sinir organlarında gelen verileri ihtiyaca göre arşivlemektir. Bunları kabaca özetlersek dokunma, sıcaklık, basınç ve görsel verilerdir. Beyin ilk evrelerinde bu alıcılarımız dan gelen verileri gelişi güzel analiz eder ve zamanla bunları arşivlemeyi öğrenir. İhtiyaç anında da bu arşive ulaşıp yeni bir tepki verisi oluştur. Bu arşivi zamanla bir ihtiyaç önceliklerine göre genişletir veya daraltır. Bu konuya daha sonra geri döneceğimiz için şimdilik bu kadarı bilmemiz ve GYZ için sinir sistemine ihtiyacımız olduğunu bilmemiz yeterli.

Solunum sisteminin enerji sağlamak için var olduğunu bilmekteyiz ve  bir yapay zekanın da ihtiyaçlarından biridir. Dolayısı ile GYZ dan söz ediyorsak solunum sistemi terine enerji sistemi terimini kullanmak çok daha doğru olacaktır. Sinir sistemi ve yenileme sistemi gibi sistemlerimizin çalışmalarını sürekli hale getirmek için enerji sistemine ihtiyacımız var. ”yenileme sistemi mi?” dediniz galiba açıklamaya çalışayım 🙂

Boşaltım sistemi canlılarda, artık enerji veya fayda sağlamaktan uzak maddelerin vücuttan dışarı atılmasını sağlayan sistemdir. GYZ da aslında böyle bir sisteme gerek yoktur lakin oluşturmak istediğiniz yapı tıpkı insanlar gibi tek bir yapı ise (fiziksel yapısından bahsediyorum) ve sürekli bir enerji kaynağınız yoksa kullanılan kaynağın değişimi için gerekli sistemi oluşturmak zorundasınız. Ayrıca oluşan dev veri yığını için ilerleyen süreçte yeni kaynaklara ihtiyacınız olabilir. Bunları da sisteme dahil etmek için 2 seçeneğiniz var. Ya sistemin bunu kendi kendine gerçekleştirebileceği noktayı iyi hesaplayıp bu işi ona bırakırsınız yada eski sitemleri sorunsuz yeni isteme aktarmanın bir yolunu bulursunuz.  (Şuan biraz karışık biliyorum, ilerde ayrıntılı değineceğimiz bir konu bu). Yani GYZ yolunda boşaltım sisteminin yerine daha iyisini bulana kadar ”Yenileme Sistemi” demeyi daha uygun görüyorum.

Gelelim Hareket sistemine. Şimdiye kadar hepimize yapay zeka bi ekranın içinde oluşturulan hologramlar  ile tasvir edildi. Bu işin kolaya kaçma yönetimi olarak oldukça başarılıdır lakin gerçekte işler böyle yürümüyor. Doğumdan (belkide anne karnında bile) itibaren beynimize tüm hareketlerimizin verisi gönderilir. İlk emekleme çabaları esnasında yer çekimi ile acı bir şekilde tanışırız. Çocukluğumuzda peşinden koştuğumuz top bile beynimizde bir takım dengelerin, bağların oluşmasına sebep olur. Gerçekliği anlamaya başlarız. kendi ve çevremizdeki maddelerin ağırlıklarını kavrarız. Dolayısı ile gerçek bir yapay zekanın sadece video izleyerek bir şeyleri öğrenmesi bana çok ama çok zor gözüküyor. dolayısı ile kendi kendine öğrenebilen bir GYZ bir hareket sistemine de ihtiyaç duyar.

Toparlayacak olursak. Gerçek bir yapay zeka inşa eden birinin aşağıdaki sistemleri çok iyi kurgulaması gerekir.
  1. Sinir Sistemi
  2. Enerji Sistemi
  3. Hareket Sistemi
  4. Yenileme Sistemi

Bu sistemlere ilerde ayrı ayrı değinip neler yapılabileceği ile ilgili fikirlerimi paylaşacağım. Kendinize iyi bakın, saygılarımla.

 

Okumaya Devam Edin
Yorumlar

Basın Bülteni

Lothar Determann : Sürücüsüz araçlar 2030’da yollarda

Yayınlanma:

on

Slikon Vadisi danışmanı Prof. Dr. Lothar Determann BİLGİ’nin konuğu oldu:

Sürücüsüz araçlar 2030’da yollarda olacak

1998’den bu yana Silikon Vadisi’ndeki şirketlere danışmanlık veren Prof. Dr. Lothar Determann, BİLGİ’de düzenlenen “Veri Mahremiyeti, Güvenlik ve Verinin Metalaştırılması – Küresel Eğilimler” etkinliğinde veri paylaşımının önemine dikkat çekti. Determann, güncellenebilir ve kişiselleştirilebilir araçların en geç 2030’da yola çıkacağını belirtti

İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilişim ve Teknoloji Hukuku Enstitüsü, “Veri Mahremiyeti, Güvenlik ve Verinin Metalaştırılması – Küresel Eğilimler” başlıklı etkinlikte Silikon Vadisi’ndeki şirketlere danışmanlık veren Prof. Dr. Lothar Determann’ı ağırladı. Prof. Dr. Determann etkinlikte, araçların da bilgisayarlar gibi program yüklenebilen ve kişiselleştirilebilen açık kaynaklı bir yapıya büründüğüne dikkat çekti. Araçların içinde yüzlerce bilgisayar programı olduğunu belirten Prof. Dr. Determann, “Araçlar artık tekerlekli bilgisayar olarak nitelendirilebilir. Birçok program harmoni içinde çalışıyor ve kullanıcı tarafından müdahale edilemiyor. Telefon bağlayıp müzik dinlemek dışında kişiselleştirilemiyor. Açık kaynaklar sayesinde kişiselleştirebileceğimiz ve güncelleyebileceğimiz yeni araçlar, en geç 2030’da yollarda olacak” dedi.

Veri paylaşılmazsa sürücüsüz (otonom) araçlar gelişmez

Prof. Dr. Determann, tercih ve davranışların da değişeceğine değindi; “Kullanıcılar artık beygir gücü gibi eski usul değerlerle uğraşmayacak. Çünkü sürücüsüz (otonom) araçlar hız limitlerine göre, trafik kurallarına uyarak hareket edecek. Dahası, kimse araç kullanmak zorunda kalmayacak.” Araçların çok sayıda veriyi işleyip paylaşacağına da vurgu yapan Prof. Dr. Determann, yol, hava, tüketim gibi sürücüleri ilgilendiren verilerin yanı sıra araç üreticileri ve hatta hükümeti ilgilendiren verilerin de söz konusu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Determann, “Sürücüsüz (otonom) araçlardan toplanan veriler devletler tarafından akıllı şehirler kurma amacıyla kullanılırsa ortaya muazzam bir tablo çıkar. Verilerimizin paylaşılmasına dair siber güvenlik korkusunun önüne geçilmesi için değişmesi gereken teknoloji değil, şirketler ve hükümetlerdir. Gerekli güven ortamının sağlanması gerekir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) başta olmak üzere Avrupa Birliği’nin getirdiği yasa ve regülasyonlarının veri paylaşımı konusundaki kısıtlayıcı yaklaşımının, kişisel verilerin korunması ve gizlilik haklarına eskiye kıyasla kayda değer bir katkısının olmadığını düşündüğünü iletti. Prof. Dr. Determann, veri paylaşımını kısıtlayıcı yaklaşımları eleştirirken aynı zamanda sınırın da bilinmesi gerektiğini vurguladı. Kaynakların tamamının açık ya da ücretsiz olmasının, büyük firmalar açısından da olumsuzluklar yaratabileceğini belirterek yeni nesil yazılımların güvenlik sorunlarına dikkat çekti. “Elbette herkese güvenlik sisteminin nasıl çalıştığına dair bilgilerin tamamını veremezsiniz ya da verilerinizin tamamını paylaşamazsınız. Fakat söz konusu TESLA gibi arabalar ve de günlük hayat kalitesini yükseltecek teknolojiler ise inovasyonun gelişimi açısından verinin açık olması olumlu bir tutumdur. Verinin sahipliğinden bahsetmek mümkün değil, veri bir eşya gibi satıldıktan sonra beğenilmediğinde veya istenmediğinde başkasına verilen veya iade edilebilen bir şey olmamalı bu sebeple de zaten veriye sahiplik konseptinin tartışılması mantıklı değil” dedi.

Otonom araçlar yorulmuyor, dikkati dağılmıyor, alkol almıyor

Prof. Dr. Determann, açık kaynaklı yeni nesil araçların siber güvenliğin yanı sıra fiziksel güvenlik açısından da bazı soru işaretlerini beraberinde getirdiğini söyledi. Prof. Dr. Determann şu ifadeleri kullandı, “Bu araçlar yüzde yüz güvenli demek mümkün değil. Ancak yeni nesil araçlar dalgın, yorgun, uykusuz ya da alkollü sürücüler kadar büyük bir sorun teşkil etmeyeceğinden, durumun gelecekte şimdiye oranla daha iyi olacağını söylemek mümkün. Teknolojinin hızlı gelişimi daha güvenli araçların önünü açacak.”

/İstanbulBilgiUniversitesi  @BİLGİOfficial  /İstanbulBilgiUni    /BİLGİOfficial

 

Okumaya Devam Edin

Basın Bülteni

Sadece Türkiye’de uygulanan yapay zeka sistemini 6 ay içinde dünyaya duyurulacak

Yayınlanma:

on

“Sadece Türkiye’de uygulanan yapay zeka sistemini 6 ay içinde dünyaya açacağız”

Dünyanın en büyük yapay zeka konferansı olarak kabul edilen ‘AI World Conference’ Boston’da düzenlendi. Konferansın ilk ve tek Türk konuşmacısı olan BAU Global Başkanı Enver Yücel, “2 yılda yapay zeka temelli öğretime geçtik. Sadece Türkiye’de uygulanan sistemi, 6 ay zarfında bütün dünyaya açacağız” dedi.
Cambridge İnovasyon Enstitüsü tarafından bu yıl 4. kez düzenlenen ‘AI World Conference’; Harvard, IBM, Microsoft, Amazon, Google, Facebook gibi dünya devlerini bir araya getirdi. Programa, dünyanın ve Amerika’nın çeşitli bölgelerinden 3 bin kişi katıldı. Yapay zekanın uygulamadaki durumlarına odaklanıldığı, yapay zeka çözümlemeleri ve ağ iletişim ve iş geliştirme fırsatlarının sunulduğu konferansa, dünya yapay zeka piyasasını elinde tutan firmaların temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 250 konuşmacı katıldı. Amazon’un yöneticilerinden Wilfred Justin, IBM’den Pin-Yu Chen ile MIT’den ‘Yüzyılı şekillendiren 100 Amerikalıdan biri’ ve dünyanın en etkili 7 veri bilimcisinden biri olan Dr. Alex Sandy Pentland konuşmacı olarak yer aldı. “Ekonomiyi destekle ve insanların hayatını değiştir” sloganıyla hareket eden konferansın, Türkiye’den tek konuşmacı ise BAU Global Başkanı Enver Yücel oldu. Yücel, şuan sadece Türkiye’de kullanılan yapay zeka altyapısıyla kişiselleştirilmiş sistemi, yakında dünya pazarına açacaklarını söyledi.

“Sistem 6 ay içinde dünyaya açılacak”

Eğitim sektörününün geleneksel bir yapıda olduğunu ifade eden Enver Yücel, kürsü konuşmasında şunları söyledi; “Öğretmene ve eğitimciye her zaman ihtiyaç vardır bu değişmemelidir. Okullarımızı buna göre hazırlamamız lazım. Eğitime yapay zekayı adapte etmek zorundayız. Eğitimde yapay zekayı geliştirmek lazım. Eğer bu sektörle uğraşan insanlar bunu değiştirirse işte o zaman eğitimde biz devrim yapmış oluruz. Çünkü, eski dünyanın anlayışıyla yeni dünyayı inşa edemeyiz. Çalıştığımız yapay zeka sektörlerine bakın, her alanda kişiye özgü hizmet vermektedirler. Herkesin hastalığı farklı ve ona göre bir tedavi yapılmaktadır. O zaman bütün bu işin başlangıcında kişiye özgü öğretim yapmamız lazım. Eğer kişiselleştirilmiş bir eğitim yapamazsak, değiştirdiğimiz sektörlere öğrenci ve insan yetiştiremeyiz. Bunu da yapamazsak o zaman adil ve eşit dünyadaki dağılımı sağlayamayız. Ben bir eğitimciyim. 10 yıldır eğitimin kişiselleştirmesiyle ilgili grubum ve arkadaşlarım çalışıyor. Önemli mesafeler katettik. 2 yılda yapay zeka temelli öğretime geçtik. Bu sistem, öğrencilerin neden anlamadığını tespit edecek ve daha iyi anlayabilmeleri için onlara yanıtlar verecek durama gelecektir. Şuanda sadece ülkemiz Türkiye’de uygulanan yapay zeka sistemi, 6 ay zarfında bütün dünyaya açacağız.

“İnsanın yönettiği bir yapay zeka”

Farklı coğrafyalarda binlerce öğrenciye eğitim verdiklerinin altını çizen BAU Global Başkanı Enver Yücel, geliştirdikleri ve Türkiye’de ilk kez uygulanan sistemi şöyle anlattı; “200 bin öğrenciyle büyük bir eğitim grubu olduğumuz için, bu öğrencilerin 4 yaştan 18 yaşına kadar eğitim öğretim süreçleri ile ilgili bütün verisi elimizde olduğu için, bu yazılımları geliştirmemiz zor olmadı. Bu işe başlarken önce öğretmenlerimizi eğittik. Yapay zeka öğretmenliği bir kenara bırakmıyor, öğretmene destek oluyor. Öğretmenin bunu iyi kullanabilmesi lazım ve her öğretmenimizin de neredeyse bir danışmanı var bu konuda. Hangi sektörde olursa olsun yapay zeka teknolojisinin insanı esir almaması lazım. İnsanın yönettiği bir yapay zeka olması lazım. Bunlarla birlikte öğretmenimizin yetişmesi, bu kültürü daha iyi kavrayabilmesi için sürekli eğitimler yapıyoruz. Dünyanın artık fabrikasyon eğitimden çıkıp bireysele dönmesi gerekiyor. İşte o zaman adil ve eşitlik bütün dünya çocuklarına yayılır.” dedi.
Konferans kapsamında Yapay Zeka Okuryazarlığı adı altında düzenlenen panelde konuşan Bahçeşehir Kolejleri Gelen Müdürü Özlem Dağ, yeni nesillerin erken yaşlardan itibaren yapay zeka ile eğitmenin önemine değinerek, “Yapay Zeka Okuryazarlığı eğitimi vermenin önemine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’de Yapay Zeka Okuryazarlığı eğitimi uygulayan ilk K12 eğitim kurumuyuz. Eğitimde karşılaşılan en önemli güçlüklerden biri de insanların farklı seviyelerde farklı öğrenme şekillerine sahip olmasıdır. “Öğrenme parmak izi kadar özeldir” diyoruz. Türkiye de yıllardır öncülüğünü yaptığımız, Kişiye Özgü Öğretim Modeli, okullarımızdaki başarının en önemli kaynaklarından biridir. Şimdi yapay zeka temelli kişiselleştirilmiş dijital eğitim platformu ile işin içine yapay zekayı da dahil ediyoruz.” Dedi.
MIT’de 30 yıldan fazladır profosörlük yapar ve yakın zamanda Forbes’un dünyadaki en iyi veri bilimcilerinden biri olan Alex Sandy Pentland, insan stratejisini ve yapay zekanın herkese hitap etmesini gerektiğini anlattı. Pentland ayrıca hükümette şeffaflığın nasıl sağlanacağı ve özel alanlar hakkında bilgi verdi.

Öte yandan, 3 gün süren ve 2 bin 700’ün üzerinde şirketi ağırlayan ‘AIWorld Conference’da yapay zekanın müşteri analizi, siber güvenlik, sağlık hizmetleri, finansal hizmetler, e-ticaret, enerji, üretim, araştırma gibi sektörel konuların gelecekteki değişimi ele alındı. Konferansın hükümet ayağının da Haziran ayında Washington D.C.’de gerçekleştirileceği öğrenildi.

Okumaya Devam Edin

Oyun

Google Stadia Nedir? Stadia’ nın Geleceği Ne Olacak?

Yayınlanma:

on

Google Stadia Nedir?

Google Stadia, Google’ ın oyun streaming platformu gibi görünsede bence ilerde alanında tekel olacak bir multi platform streaming platformudur. Şuanki hali ve sunumuyla herhangi bir internet bağlantısı olan cihazla (Telefon, tablet, pc, mac vs …) donanım gücü farketmeksizin desteklenen oyunları en son teknolojilerle oynamanızı sağlayan bir servis gibi gözükmekte. Bu servisin kalitesini şuan sadece internet bağlantı kaliteniz belirlemekte.

Şimdiye kadar bu servis hizmetini sunmaya çalışan çeşitlşi platformlar oldu (PlayStation Now, Jump, Vortex, GeForce Now, Playkey vs… ). Lakin bu platformların en büyük sıkıntısı sadece sunucularının bulunduğu lokasyonlarda geçek anlamda lagsız, kaliteli hizmet verebilmeleriydi. Misal ülkemizde bu servis sağlayıcılarının hiçbirinden yapısı gereği, olması gerektiği gibi bir hizmet alınamıyor. Stadia’ nın tüm dünyada ses getirmesinin sebebi de arkasında Google’ ın olaması. Zira dünya üzerinde sunucu altyapısı sorunu yaşamayacak tek firma olabilir kendileri. Sıkıntı yaşayacağını düşündüğü bölgelerde de kısa sürede yatırım yapıp bu sorunu aşacak maddi güçleri de bulunmakta. Yani dünyada streaming işini biri yapacaksa en rahat yapabilecek firma Google dır, diğerleri bu devle kıyaslandığında ufak tefek, etkisiz rakiplerden öteye gidemezler 🙂

Nedir Stadia’ nın olayı derseniz. Google oyun yapıp stüdyoları ile anlaşıyor. Oyunları kendi özel sunucularında çalıştırıyor. Bu sunucular evlerimizdeki PC yada konsollarda katbe kat güçlü sunucu mimarisine sahip bu iş için yapılandırılmış süper bilgisayarlar dersek yanlış olmaz. Google Stadia üyeleri bu sunuculara internete bağlanabilen herhangi bir cihazla bağlanıyorlar ve oyunu oynuyorlar. Burdaki espiri oyun Stadia sunucularında çalıştırılıp işlendiği için sisteme nasıl bir cihazla bağlandığınızın bir önemi kalmıyor. Oyun en yüksek kalitede sunucuda çalıştırılıyor ve size sadece görüntü aktarılıyor. Sizde TV nizde telefonunuzda yada artık dinazor denilebilecek bir bilgisayarda hiç zorlanmadan en yüksek kalite görsellikte oyununuzu oynuyorsunuz. Burda kritik konu internet bağlantı kalitesi. Eğer kaliteli bir internetiniz varsa ilerleyen dönemlerde tabletinizle 4K oyun deneyimi yaşayabilirsiniz ki ülkemizde de 100Mb internet hızları kabul edilebilir rakamlara evlerimize girmeye başladı. İlerleyen dönemlerde de artmasını umut ediyorum 🙂

Stadia konusu şuan için özellikle ülkemizde Google’ ın ölü yatırımlarından biri gibi algılanıyor ve geçmişteki girişimler gibi belirli bir zümrenin kullanacağı niş bir ürünmüş gibi düşünülüyor. Ben bu görüşe katılmıyor ve arttırıyorum. Google Stadia önmüzdeki asra damgasını vuracak bir servi olabilir. Neden mi? Çünkü servisin oyun ile yetineceğini düşünmüyorum.

Haydi biraz hayal kuralım; Biliyorsunuz pek üstüne düşmese de Google’ ın Yotube Music adında bir muzik servisi bulunmakta. Kaç para lan bi Spotify deyip satın alsa ve musik işini Stadia ya aktarsa. Kaç para lan bi Steam deyip onuda satın alıp oyun içeriğini hatırı sayılır bir sayıya çakarsa. Kaç para lan bi Netflix deyip film işini de Stadia’ ya aktarsa büyük resim nasıl olur sizce. Şimdi bu söylediklerim bir ütopya gibi gelebilir ama inanın bu 1-2 milyar dolarlık firmaları almak Google için leblebi çekirdek parası 🙂 Google belki bahsettiğim şekilde olmasa bile Stadia projesini buralara yayacaktır. Dünya üzerinde gmail epostası olan youtube için hesap oluşturan herkes istese de istemese de zamanla Stadia kullanıcısı olacaktır.

Aslında bu gelecekte bizi belki iyi belki kötü günlerin beklediğini gösteriyor. Kötü günlerden kastım anlatıklarım ışığında bu tekelleşmenin yaratacağı sakıncaları kestirmek için kahin olamaya gerek olmadığıdır. Özellikle Google’ ın dijital pazarlama ve veri madenciliği anlamında dünyanın bir numarası olması göz önüne alınırsa bu bazılarımızın gece uykularını kaçıracak şeyler düşünmesine sebep olabilir. Iyi tarafı sürekli parçalara ayrılan bu servis cucunasında bir tüketici olarak isteklerimizin tek bir çatı altında toplanıp cebimizden çıkanı, fayda zarar hesaplaya bilmenin rahatlığı olacaktır. Muhtemel gelecekte bu bahsettiğim servis üyeliği ücretsiz olacaktır ama bunun karşılığında reklam gösterimi yada dijital kimliğimizi big dataya katkısı şekillinde bedeller ödeyeceğiz. Yaşayıp göreceğiz. Saygılarımla ….

 

 

Okumaya Devam Edin

Teknoloji

Oyun

Kitap

Sinema

Popüler Yazılar